sanki çok bildik, sanki çok eski.
biraz bile bulandırmadan beni ve dahilimdekileri, bütün bulutlardan uzak. gökyüzüm masmavi. yüzümü çeviriyorum ve hiçbirşey kalmıyor, işte, tertemizim şimdi.
durup bekledim. önümden geçenleri izledim. ıslık çaldım, mesaj yazdım, bunaldım-güneşe küfrettim. kısacıkmış, bir anlıkmış, 2 göz kırpmalık, birkaç dk.dan fazla sürmediğine herşeyine bahse gireceğin bir,buçuk porsiyonluk uykuymuş üzerine saatlerce düşündüğüm oysa.
herşeye artı attım, herşeyi topladım, son bir kez baktım ve hepsini onlara bıraktım. koşa koşa geldim, koşa koşa dolaştım, çok çok güldüm, zira çoooooooook çooooooooooooooooooooook çokkkkkkkkkkkkkkkkk mutluydum. durup dinlendiğim yerde yeniden kıpırdamaya üşendim. güneş geçti gökyüzünden, simsiyah bulutlar sonra, ılık rüzgarlar, yağmurlar, iğrenç kahkahalı martılar, bembeyaz uçaklar, yarasalar, sabah kargaları, kelebekler, sivrisinekler.. bi sabah uyanıp da yemyeşil buldum bütüüüüüüüüün bütün bütüüüüün ağaçları. ince bir ceketle çıktığım yürüyüşün akabinde, akşamlar kısa kısaydı ve 50 km çapındaki karanlığımda cılız bir ışık çaktı ve bütün bildiklerimi unuttum böylece.
rehber alıp xsmall şimşeğimi, tutunup olmayan ellerine, kısa kısa adımlar attım içimden gelen yöne. dümdüz, artısız eksisiz, olduğu gibi ilerlerken yolumda, hiç olmayacak bir vakit hiç olmayacak bir şekilde bir güneşe rastladım. gözlerimi kamaştırdı, kapattım. yalnızca sözleri hakimdi karşılaşmalarımızda, dinledim. sonra sordu, söyledim. gözlerimi yeniden açtığımda (inanarak zarar görmeyeceğime) yalnızca "büyülendim".
buz gibi bir istanbul aralığında zerre üşümüyorsam, muhtemelen budur nedeni.
21 Aralık 2009 Pazartesi
17 Aralık 2009 Perşembe
ben bu an'ı daha önce yaşamıştım
iç içe (üst üste, ard arda) deja vular bir sonraki adımı öngöremediğin ve fakat çizginin ardına geçer geçmez, işte buydu dediğin o eski "an"lar.
boğuyor, temmuz güneşinde bir anda aralık bulutları toplanıyor sanki üzerine.
kaçmak mümkün değil.
aptal bir çizgi filmdeki talihsiz bir hayvan gibi.
nereye gidersen git, ne söylersen söyle, ne dilersen dile.
sanki sakarlığın tutmuş, sanki üzerine kahve dökmüşsün yeni sayfanın, sanki kahve damlaları harflere dönüşmüş. elinde değilmiş, nedeni olmadığın gibi (ya da istemdışı bir şekilde, sakarlığın nedeniyle var etmişsin?) sonuçları da edilgenlik sınırların içinde.
diyorum ki dışarı çıksam, derin bir nefes alsam, yürüsem; düşünmeden-konuşmadan.
kimsenin göremediği bir varoluşun fiziksel hali.
"bunu ancak izmir temmuzu kurutur"?
acaba?
o halde
bkz. ikinci el anların mirası: "çözüm valizde değil, kendini de beraberinde götürdüğün sürece".
boğuyor, temmuz güneşinde bir anda aralık bulutları toplanıyor sanki üzerine.
kaçmak mümkün değil.
aptal bir çizgi filmdeki talihsiz bir hayvan gibi.
nereye gidersen git, ne söylersen söyle, ne dilersen dile.
sanki sakarlığın tutmuş, sanki üzerine kahve dökmüşsün yeni sayfanın, sanki kahve damlaları harflere dönüşmüş. elinde değilmiş, nedeni olmadığın gibi (ya da istemdışı bir şekilde, sakarlığın nedeniyle var etmişsin?) sonuçları da edilgenlik sınırların içinde.
diyorum ki dışarı çıksam, derin bir nefes alsam, yürüsem; düşünmeden-konuşmadan.
kimsenin göremediği bir varoluşun fiziksel hali.
"bunu ancak izmir temmuzu kurutur"?
acaba?
o halde
bkz. ikinci el anların mirası: "çözüm valizde değil, kendini de beraberinde götürdüğün sürece".
15 Aralık 2009 Salı
remind me reminding reminder
sharply reminder:


partly reminder:

hayat sanıldığı kadar uzun olmayabilir..

şu an'a kadar tatminkar şekilde süregelen, geldiği gibi süregiden hayatımda yeterince üçgen tecrübe ettim.
her alanda, her konuda. bundandır ki, şu dakika akabinde top noktaya ulaşamama pahasına (ki bu yalnızca "kendini kötüye alıştır, daha iyisi olursa çıldır" mottosu ile söylenendir) da olsa, pembe bir yamuğu HER TÜRLÜ sarı üçgene tercih ederim.
partly reminder:
verilen sözleri unutmadım, unutuldu sanılmasın PİLİZ. biraz ara vermiştim, şimdi (dün saat 10,5ta tam olarak) kendime geldim.
kindly reminder:
bugün (süper)cemin doğumgünüymüş, geçende söyledi, sormadan söyledi, çok heyecanlıydı-10 parmak stayl yazışından anladım. hepi börtdey diyoruz o zaman tiri, tu van diyince, zira cem arkadaşımız böyle dejenereliklere bayılır, fotoğraf çekilirken ağzına bakın inanmıyorsanız çiğz diyor mu demiyor mu (peynir dururken çiğz neyine arkadaşım senin?).
party reminder:
YILBAŞI GELİYOR (yakın gelecekteki son uzun tatil, tadını çıkar!)
10 Aralık 2009 Perşembe
WEREWOLF vs VAMPIRE (caution: “not an objective comparison”)

(şunun suratındaki meymenetsizliğe bak (tarafsız mı olacağıdım, hadi ordan))
Sevimsiz kireç renkli suratları, fosforlu rüküş gözleri, güneşe ve sarımsağa olan düşmanlıkları (kaldı ki ikisi de sağlık için faydalı şeyler) ile zerre haz etmediğim vampirler sürekli başkalarının kanı peşinde koşmaktan (hepsi mi AB grubu yani?), güzelim güneşli gündüzleri pis (objektif olmamı bekleme) tabutlarında takılıp her gece her gece demeden ava çıkmaktan başka bi halt etmeyen aç yarasalar gözümde sadece.

(lütfen şunun yüzündeki 'dolunaylarda "vahşi"lik levılım 1534587960'a çıkıyor, elimde değil ve bu durumdan mütevellit ne kadar da bedbahtım, lütfen bana bir bakın' ifadesine ne diyorsun? kıyamam.
Peki ya kurtadamlar?
Yalnızca dolunaylarda, ay’ın etkisi ile, istemleri dışında vahşi bir hayvana dönüşen kurtadamlar öyle mi ha? HAYIR. Kurtadam, belli dönemlerde belli bazı şeylerin etkisi ile hayvana dönüşen bir insan olduğundan mütevellit daha umut verici bir yaratık. Kurtadamlık süresinde kendinde dahi değil, içinde bulunduğu kimliğin getirisi olan hayvani güdülerin esiri durumda.
********************
(doğru/yanlış) klişelerin tümü bir yana;
İkisinden biri olmak zorunda kalsam (mesela aksi takdirde öleceğimi söyleseler), kurtadam olmayı seçerim nanosaniye düşünmeden.
Dolunaya olan hassasiyetim+ölümüm gümüşten olsun isteğim+gözümkararınca takındığım hal tavır göz önüne alınınca, belki de çoktan katıldım aranıza?
09 Aralık 2009 Çarşamba
enclosed
selam,
açık açık konuşalım.
şimdi (ah.. en sevdiğimden), (+ ne konuşması "sen vereceksin.. vereceksin ayarı, ben "bişey bişey".." diyorsan, ÇIK. çık! bak hala okuyo, git hemen. istemiyorum burda seni)
bazı şeylerin önüne geçilmiyor, geçilmesi mi lehimize orası da ayrı ve fakat gün geliyor olmaz dediklerimiz oluyor/ cepte gördüklerimiz (cebi delik*) kayboluyor. bundan mütevellit şaşırmak eylemini ne kadar az gerçekleştirirsen o kadar yararına, fyn*
çok uzun zaman önce "hayatta.." klasörüne yarı kendinden emin yarı küstah gülümseyişim eşliğinde kaldırdığım ("kaldırdığım"..) birşey yeniden günyüzüne çıktı yakın bir tarihte; tozlanmıştı, sararmıştı, okunmaz hale gelmişti neredeyse (mübalağatör mode: on*), gel gör ki (ne sen gör ne ben göstereyim aslına bakarsan, kopyasında herşey yolunda ama.) eski etkisinden, son sürat edilgenliğe sürükleyişinden zerre birşey kaybetmemiş, daha da güçlenmişti ve sanki.
çaresiz denemez ama merakla boyun eğdim, çok yorgun ve fakat delice aktiftim.
zaman geçti, zaman ilaç oldu, zaman gösterdi.
biliyorum ki bu birinci sınıf bir deneyim.
sınıf diyorsam, etki seviyesine istinaden.
ama*
*her zaman söylenildiği gibi, bir ama varsa hiçbirşey tam değildir, ve amalar, ne yazık ki HEMEN HEMEN her yerdedir.
açık açık konuşalım.
şimdi (ah.. en sevdiğimden), (+ ne konuşması "sen vereceksin.. vereceksin ayarı, ben "bişey bişey".." diyorsan, ÇIK. çık! bak hala okuyo, git hemen. istemiyorum burda seni)
bazı şeylerin önüne geçilmiyor, geçilmesi mi lehimize orası da ayrı ve fakat gün geliyor olmaz dediklerimiz oluyor/ cepte gördüklerimiz (cebi delik*) kayboluyor. bundan mütevellit şaşırmak eylemini ne kadar az gerçekleştirirsen o kadar yararına, fyn*
çok uzun zaman önce "hayatta.." klasörüne yarı kendinden emin yarı küstah gülümseyişim eşliğinde kaldırdığım ("kaldırdığım"..) birşey yeniden günyüzüne çıktı yakın bir tarihte; tozlanmıştı, sararmıştı, okunmaz hale gelmişti neredeyse (mübalağatör mode: on*), gel gör ki (ne sen gör ne ben göstereyim aslına bakarsan, kopyasında herşey yolunda ama.) eski etkisinden, son sürat edilgenliğe sürükleyişinden zerre birşey kaybetmemiş, daha da güçlenmişti ve sanki.
çaresiz denemez ama merakla boyun eğdim, çok yorgun ve fakat delice aktiftim.
zaman geçti, zaman ilaç oldu, zaman gösterdi.
biliyorum ki bu birinci sınıf bir deneyim.
sınıf diyorsam, etki seviyesine istinaden.
ama*
*her zaman söylenildiği gibi, bir ama varsa hiçbirşey tam değildir, ve amalar, ne yazık ki HEMEN HEMEN her yerdedir.
07 Aralık 2009 Pazartesi
as great as blue moon*
03 Aralık 2009 Perşembe
bir büyük* tavsiyesi: iç beni alabildiğin(c)e
bir ahşap sandalye üzerinde gözlerim kocaman kocaman, kulaklarım kepçe kepçe, beynim büklüm büklüm açık olarak onu dinledim.
diyordu ki: hiçbirşeye bağımlı, hiçkimseye tamamen bağlı olma.
gökdelen tadında sallan gerektiğinde, bir sarsıntı akabinde yeniden ayaklarının üzerinde durabilmek için sapasağlam.
bir küçük bir küçük bir tane daha..
senin tip**in belli, onun da.
genişleme ve daralmaların sınırları? onlar da belli. o halde korksan da önüne geçemediğin şeyi durup izlemen mi gerekir.
mottonu belirle: yapıcı müdahale. (yıkıcılık? o da ne..)
ben de müdür olmayacak mıyım nasılsa birgün.. o halde pre-repliğimi sunarım: "doğru söylüyorsun arkadaşım". sana arkadaşım diyebilirim, ha?
mmhh taze taze..
İYİ GECELER DÜNYA!
garip rüyalar, huzursuz sabahlar.
hadi günaydın,
hadi, gözünaydın!!
bana sayılarla geliyor. gelmesin. istemiyorum. sayılarını alıp gitsin. şimdi hiçbir şey istemiyorum. kimseyi istemiyorum. istemiyorum. aynaya bakarak söylüyorum iki kez daha ve istemiyorumum geliyor. işte orda, kafama isabet eden kocaman bir taş gibi. acıtan, ağrıtan, yaralayan, kanatan hatta belki. yüzümde sıcacık birşey süzülüyor, dokunup bakmıyorum rengi ne diye.
yakıyor, kendiyle beraber beni de.
düşünceler maddeleşse kafam 548676847674687687 ton olacak bak şimdi. o halde yeter, bu kadarı yeter.
bir milad mı istiyorsun, peki koy bakalım oraya, evet evet, oraya.
şimdi cümlelerin başında bir bundan önce, bir bundan sonra. mutlu musun? memnun musun? iyi misin, söyle.
gitsin, herşeyini alarak gitsin isterse.
birgün dönerse benimmiş, öyle diyorlar. dönmezse de gittiği yeri sevsin dilerim.
zemini kazıdım, toprağına gömdüğüm hazinemi çıkarıp yerine yeni bir düzenek taktım. şimdi alabildiğine özgürsün.
hadi bakalım.
diyordu ki: hiçbirşeye bağımlı, hiçkimseye tamamen bağlı olma.
gökdelen tadında sallan gerektiğinde, bir sarsıntı akabinde yeniden ayaklarının üzerinde durabilmek için sapasağlam.
bir küçük bir küçük bir tane daha..
senin tip**in belli, onun da.
genişleme ve daralmaların sınırları? onlar da belli. o halde korksan da önüne geçemediğin şeyi durup izlemen mi gerekir.
mottonu belirle: yapıcı müdahale. (yıkıcılık? o da ne..)
ben de müdür olmayacak mıyım nasılsa birgün.. o halde pre-repliğimi sunarım: "doğru söylüyorsun arkadaşım". sana arkadaşım diyebilirim, ha?
mmhh taze taze..
İYİ GECELER DÜNYA!
garip rüyalar, huzursuz sabahlar.
hadi günaydın,
hadi, gözünaydın!!
bana sayılarla geliyor. gelmesin. istemiyorum. sayılarını alıp gitsin. şimdi hiçbir şey istemiyorum. kimseyi istemiyorum. istemiyorum. aynaya bakarak söylüyorum iki kez daha ve istemiyorumum geliyor. işte orda, kafama isabet eden kocaman bir taş gibi. acıtan, ağrıtan, yaralayan, kanatan hatta belki. yüzümde sıcacık birşey süzülüyor, dokunup bakmıyorum rengi ne diye.
yakıyor, kendiyle beraber beni de.
düşünceler maddeleşse kafam 548676847674687687 ton olacak bak şimdi. o halde yeter, bu kadarı yeter.
bir milad mı istiyorsun, peki koy bakalım oraya, evet evet, oraya.
şimdi cümlelerin başında bir bundan önce, bir bundan sonra. mutlu musun? memnun musun? iyi misin, söyle.
gitsin, herşeyini alarak gitsin isterse.
birgün dönerse benimmiş, öyle diyorlar. dönmezse de gittiği yeri sevsin dilerim.
zemini kazıdım, toprağına gömdüğüm hazinemi çıkarıp yerine yeni bir düzenek taktım. şimdi alabildiğine özgürsün.
hadi bakalım.
31209
I thought I knew you
But I guess I was wrong
You only see the things you convinced yourself you saw
But like you said I guess you
Maybe I'm blind
Well why don't you open your eyes
You might like what you find*
29 Kasım 2009 Pazar
iNpossible
ya..
köpekler kovalamasaydı ve alt sokaktan yürüseydin?
merdivenden düşmesen, otobüsü kaçırmasaydın?
fındık ezmesi yerine fıstık ezmesi alsaydın?
köşeden geçerken arkana bakmasaydın?
ikinci bir şans verip ayrılmasaydın?
kulaklıkları çıkarmasan, telefonu duymasaydın?
film izlerken ışıkları söndürmeseydin?
tezini zamanından önce verseydin?
bu şehri bu kadar merak etmeseydin?
kardeşinle tartışmasaydın?
o maili yollamasaydın?
bilet için para bulamasaydın?
uzun uzun gülümsemeseydin ya? ya korkup caysaydın?
kabul etmeseydin nolurdu, bi kere olsun yalan söyleyebilseydin?
köpekler kovalamasaydı ve alt sokaktan yürüseydin?
merdivenden düşmesen, otobüsü kaçırmasaydın?
fındık ezmesi yerine fıstık ezmesi alsaydın?
köşeden geçerken arkana bakmasaydın?
ikinci bir şans verip ayrılmasaydın?
kulaklıkları çıkarmasan, telefonu duymasaydın?
film izlerken ışıkları söndürmeseydin?
tezini zamanından önce verseydin?
bu şehri bu kadar merak etmeseydin?
kardeşinle tartışmasaydın?
o maili yollamasaydın?
bilet için para bulamasaydın?
uzun uzun gülümsemeseydin ya? ya korkup caysaydın?
kabul etmeseydin nolurdu, bi kere olsun yalan söyleyebilseydin?
26 Kasım 2009 Perşembe
-yorum.
*her gün aynı duraktan aynı saatte geçen aynı numaralı otobüse binip aynı koltuğa oturarak bildiğin servis kafası yaşıyorum (otistik olsam zorlanmayacakmışım (tövbee)).
*feysbukta albüm oluşturup adını karışık koyanlara bayılıyorum.
*güzel müziksiz ev-iş=132 km, dolayısı ile üzgünüm ve fakat kötü melodilere listemde şans vermiyorum.
*hapşuran kişiye, "iyi yaşa"/ "güzel yaşa" değil, çok yaşa diyorum. hayır düz mantıklı arkadaşım, ben de yaşam kalitesine önem veriyorum.
*bazen mp3pileyırımın şafıl aracılığıyla benimle konuşmaya çalıştığından şüpheleniyorum.
*cemiyet kelimesi kadife kumaşı hatırlatıyor, anlam veremiyorum.
*boş yolda ilerlerken ters yönde santim ilerlemeyen bir trafik varsa kendimi sezerciğin ağzının suyunu akıtarak vitrinini izlediği bir restoranda yemek yiyiyormuş gibi hissediyorum.
*tatil öncesi ofiste herkesin müdürümün deyişiyle "tatlı bir neşe" içinde olmasını seviyorum.
pies: herkese iyi bayramlar, ve de şilotski devıls fuğd keyk tadında süpsüper bir tatil diliyorum :)
*feysbukta albüm oluşturup adını karışık koyanlara bayılıyorum.
*güzel müziksiz ev-iş=132 km, dolayısı ile üzgünüm ve fakat kötü melodilere listemde şans vermiyorum.
*hapşuran kişiye, "iyi yaşa"/ "güzel yaşa" değil, çok yaşa diyorum. hayır düz mantıklı arkadaşım, ben de yaşam kalitesine önem veriyorum.
*bazen mp3pileyırımın şafıl aracılığıyla benimle konuşmaya çalıştığından şüpheleniyorum.
*cemiyet kelimesi kadife kumaşı hatırlatıyor, anlam veremiyorum.
*boş yolda ilerlerken ters yönde santim ilerlemeyen bir trafik varsa kendimi sezerciğin ağzının suyunu akıtarak vitrinini izlediği bir restoranda yemek yiyiyormuş gibi hissediyorum.
*tatil öncesi ofiste herkesin müdürümün deyişiyle "tatlı bir neşe" içinde olmasını seviyorum.
pies: herkese iyi bayramlar, ve de şilotski devıls fuğd keyk tadında süpsüper bir tatil diliyorum :)
25 Kasım 2009 Çarşamba
N.S. iki kişinin bildiğine iki kişinin bildiği denir.
çemberleri "daha çok daha çok" mantığıyla çakıştırmaya çalışmanın manası yok. olduğu kadar mantığıyla.. hm nasıl derler sizin orada? ZOR O BİRAZ. listede sıra sürekli değişiyor, önemli olan listede olmak değil, anlatamıyorum galiba. at gözlükleri? at gözlükleri hadi'ye istinaden, "oley, peki, oo hoooo, seve seve". sanki yeşil hırkalı bir dağa çıkmışım, çok derin bir nefes almışım, sonra bağırmışım: sesimi duyan var mı? "beni duyan var mı?" bu, benim yankım mı? geleceği gördüğüm rüyaları istemiyorum. rüyamda her ne kadar daha iyiyse de (görece görece) herşey, biteceğini bildiğim şeylere tahammülüm yok, anla işte. bırak anlaşılmazlı meraklı endişeli hayatımıza kaldığımız çözmeye hevesli bölümünden devam edelim.
soru şu: bu uçsuz bucaksız dansta bana eşlik eder misin, yoksa mesafeli sandalyelerimize mi geçelim yine.
soru şu: bu uçsuz bucaksız dansta bana eşlik eder misin, yoksa mesafeli sandalyelerimize mi geçelim yine.
24 Kasım 2009 Salı
up-lier
önce koşmuş sonra büyümüş, bundandır ki bedeni yorgun düşmüş. uzak bir kalenin surları üzerinde bir güzel* görmüş. düş olduğunu sandığı bir anda zerre umursamadan uçurumun kenarından yürümüş. süzülmüş ağır ağır, heyecan içinde. çok düşünmüş, fazlaca gülmüş. görmediği bir denizin kokusunda sarhoş olup bir güzel*in kollarına düşmüş. dudaklardan çıkan kelimeler çakışınca tatlı tatlı üşümüş sadece. biraz üşümüş.
hear me laughing, ha ha ha ha*
blogspot 2009 temmuzu ise, twitter 2007-07.
blogspot devil's food cake, twitter harbiye muffini.
blogspot "cassius", twitter ise "lemon tree".
blogspot'un 2 olduğu yerde, twitter olsa olsa, 7.
vs. vb.
diyorum ki şekersiz içebiliyorum ben artık kahveyi, öyleyse korkacak hiçbir şey yok.
büyük kocaman yemyeşil havuzlu alkollü sehpalı şezlonglu güneşli mi güneşli yer yer gölgeli tabi ki, çikolatalı müzikli taze çiçekli bir bahçeye giden yolda dahi gözleri başka koordinatlara kayabiliyorsa kişinin üzerine bastığı arnavut kaldırımından farkı ne olabilir birkaç "zaman" akabinde?
blogspot devil's food cake, twitter harbiye muffini.
blogspot "cassius", twitter ise "lemon tree".
blogspot'un 2 olduğu yerde, twitter olsa olsa, 7.
vs. vb.
diyorum ki şekersiz içebiliyorum ben artık kahveyi, öyleyse korkacak hiçbir şey yok.
büyük kocaman yemyeşil havuzlu alkollü sehpalı şezlonglu güneşli mi güneşli yer yer gölgeli tabi ki, çikolatalı müzikli taze çiçekli bir bahçeye giden yolda dahi gözleri başka koordinatlara kayabiliyorsa kişinin üzerine bastığı arnavut kaldırımından farkı ne olabilir birkaç "zaman" akabinde?
mola.
somut bir durumdan tümevarmak. somutluğu referans alıp baz alıp standart alıp üzerine olur olmaz yorum yapmak. uyarlamak.
ve derim ki: molalardan olumluluk çıkmaz arkadaşım. sen sen ol, boşver, dön bıraktığın şeye.
birşeyin dibine kadar yaklaşırsan algın baltalanıyor, bütüne hakim olamadığın gibi hata yapma (her türlüsü) olasılığın artıyor. fazlaca uzaklaşırsan da "birşeyler kaçıyor". ortasını bilmiyorum. ortası falan yok çünkü.
olasılar olduğunu söylemiştim aylar önce, hatırlar mısın (lütfen)?
bir olası bir olasıya gel beraber olasılıkların en manalısını olur edelim derse, belki o zaman, belki değil. öf, kim bilir.
yalnızca şu var: yaşasın ıskalamasızlıklar!
ve derim ki: molalardan olumluluk çıkmaz arkadaşım. sen sen ol, boşver, dön bıraktığın şeye.
birşeyin dibine kadar yaklaşırsan algın baltalanıyor, bütüne hakim olamadığın gibi hata yapma (her türlüsü) olasılığın artıyor. fazlaca uzaklaşırsan da "birşeyler kaçıyor". ortasını bilmiyorum. ortası falan yok çünkü.
olasılar olduğunu söylemiştim aylar önce, hatırlar mısın (lütfen)?
bir olası bir olasıya gel beraber olasılıkların en manalısını olur edelim derse, belki o zaman, belki değil. öf, kim bilir.
yalnızca şu var: yaşasın ıskalamasızlıklar!
23 Kasım 2009 Pazartesi
"vilmaa, aym hom*"
neyi bilmediğini bilmek gibi, ne yapmayacağıma karar verdim bugün.
sıcaklık arttı bir şekil, bulutlar dağıldı bir öf'e karşılık. herkes yol verdi, yol vermek derken..
soru sormak için içimi ısıtan şeyle doldurulmuş kulaklarım seçildi yine, olsun. tamam tamam problem değil, bak işte, "şöyle şöyle".
anlamadığım, zerre kıymet vermediğimi sandığımın uslu edilgenliğimi fişeklemesi oldu. olsun, problem değil.
uzun uzun yürüdüm, kısa kısa adım attım, kısa ve öfkeli, öfkeli ve hüzünlü, hüzünlü ve ağlamaklı, ağlamaklı ve kararlı.
gözlerimi kapatıp uzun.. uzuuuuuuuuuun bir nefes aldım, ve geçti.
öyle bir gülümsettin ki.
dedim ki her zaman, dedim ki hep, dedim ki sonsuza kadar.
peki*.
sıcaklık arttı bir şekil, bulutlar dağıldı bir öf'e karşılık. herkes yol verdi, yol vermek derken..
soru sormak için içimi ısıtan şeyle doldurulmuş kulaklarım seçildi yine, olsun. tamam tamam problem değil, bak işte, "şöyle şöyle".
anlamadığım, zerre kıymet vermediğimi sandığımın uslu edilgenliğimi fişeklemesi oldu. olsun, problem değil.
uzun uzun yürüdüm, kısa kısa adım attım, kısa ve öfkeli, öfkeli ve hüzünlü, hüzünlü ve ağlamaklı, ağlamaklı ve kararlı.
gözlerimi kapatıp uzun.. uzuuuuuuuuuun bir nefes aldım, ve geçti.
öyle bir gülümsettin ki.
dedim ki her zaman, dedim ki hep, dedim ki sonsuza kadar.
peki*.
20 Kasım 2009 Cuma
ev sevdiğim* gibi
temmuz musun arkadaşım, karpuz musun, üzümlü bademli nestle mi, alsancak sahil misin, ılık bi akşam yürüyüşü mü? saat 5,5 musun? mezuniyet töreni mi? açık trafik misin yoksa boğaziçi köprüsü mü? aç karnına ekstravaganza mısın, dorothy perkins elbisesi mi?
söyle.. hadi..
izmire uçak bileti misin, yoksa bizzat izmir mi? :)
söyle.. hadi..
izmire uçak bileti misin, yoksa bizzat izmir mi? :)
19 Kasım 2009 Perşembe
called as impossible

erkeğin yüzündeki hüzün.. aniden beliren "alkole" abanma isteği..
kızın yıllar önce sinebeşte bi programa konuk olan yasemin kozanoğlunu stayl "monitöredeki görüntüsünden gözlerini ayıramayan"ımsı hal tavrı ..
yasak sözcüklerin ag*lardan geliyor oluşu..
yeterince güçlü kanıtlar.
uzak durun şunlardan, duramıyorsanız da ugg'a yakın bana uzak* o halde. N*ÜTFEN.
18 Kasım 2009 Çarşamba
17 Kasım 2009 Salı
sinyal: kalkanlar devre dışı, savunma*da açık var.
Gerçek dünyada sana kuru bir merhabadan öte verecek bir şeyi bulunmayan adamın farmville’deki tarlanda amelelik yapması trajikomiklikten biraz daha fazla.
İddia ediyorum ki iyi ya da kötü bir amaçla “hiçbişey olmamış gibi” yapabilen herkes bir gün yalan da söyleyebilir. Ha, yeri gelmişken yanlış anlaşılmalarda, yanlış anlaşılmaya mahal veren kişi ile yanlış anlayanın söz konusu duruma ilişkin ahmaklıkları bence gayet eşittir.
Biri bana çeşitli zamanlarda 3 kereden fazla olmak üzere aynı soruyu soruyorsa onun beni istekle dinlemediğine emin olmamam için hiç bi sebep yok.
Alışkanlıkların isteklerin önüne geçtiği vakit yanmışsın çıra gibi arkadaşım, çatır çatır hem de.
Bütün veriler sağ dese bile soldan gelebilecek süprizler varmış. Gözleri dört açmak dahi, böyle durumlarda özellikle, oldukça manasız kalırmış.
Ha.. bu arada fedakarlık diye bişey var. Kelamdan biraz öte.
İddia ediyorum ki iyi ya da kötü bir amaçla “hiçbişey olmamış gibi” yapabilen herkes bir gün yalan da söyleyebilir. Ha, yeri gelmişken yanlış anlaşılmalarda, yanlış anlaşılmaya mahal veren kişi ile yanlış anlayanın söz konusu duruma ilişkin ahmaklıkları bence gayet eşittir.
Biri bana çeşitli zamanlarda 3 kereden fazla olmak üzere aynı soruyu soruyorsa onun beni istekle dinlemediğine emin olmamam için hiç bi sebep yok.
Alışkanlıkların isteklerin önüne geçtiği vakit yanmışsın çıra gibi arkadaşım, çatır çatır hem de.
Bütün veriler sağ dese bile soldan gelebilecek süprizler varmış. Gözleri dört açmak dahi, böyle durumlarda özellikle, oldukça manasız kalırmış.
Ha.. bu arada fedakarlık diye bişey var. Kelamdan biraz öte.
ikiye bölünmüşse, çizdiğinden öncesini andırmamalı. yeniden ve yineyi pas geçip yeniyi yaşatmalı. boğazına dokunan ellerin -asıl- amacından bihabersen ve bunun için çekip gideceksen, bekleme lütfen. daha önce* de olduğu gibi. yine. yine.
mecbur bırakıldığım vakit, boğazımı düğümleyen yumruğa rağmen, istenen böylesiyse, söyleye(bile)ceğim tek şey: "peki".
mecbur bırakıldığım vakit, boğazımı düğümleyen yumruğa rağmen, istenen böylesiyse, söyleye(bile)ceğim tek şey: "peki".
16 Kasım 2009 Pazartesi
657
gözüme takıldı, değiştirip yolumu daldım balıklama, kelebekleme, kurbağalama, ne fark edecekse. önyargılı gözlerimi kapatıp neden olmasın kileri açtım. yakın gözlerimi açtım ki kimse rahatsız olmasın bakışlarımdan, "kimseyi çıkarmak istemem -zira-yolundan". seke seke, seve seve bakındım, ah ne hoş şeyler var burda böyle.. ayna çarptı sonra gözüme, mecazen dostum lütfen merak etme. sordum ilk geçene, bu ayna insanı hoşgörülü mü gösteriyor? yüzüme baktı boş manasız malca. aynadan baktım ben de gözlerine, direk bakıp girişmektense. hadi arkalara doğru ilerleyelimdi, ilerledim. arkaya doğru nasıl ilerlenir ki? bile demedim. gerçekten. birkereliğine birseferliğine birdefalığına birkezliğine.
yüzde yüzün yüzde seksenini aldım, yeter sandım, hatta tümünü bile kullanmadım. basbayağı (bayağı bayağı) yanıldım.
hadi, köşede buluşalım. öyle çok buluşalım ki köşeyi yumuşatalım. yuvarlatalım. yuvarlayalım. yarımı bütüne, senbeni bize falan filan işte.
falan filan. S. hepsi bundan ibaretse.
yüzde yüzün yüzde seksenini aldım, yeter sandım, hatta tümünü bile kullanmadım. basbayağı (bayağı bayağı) yanıldım.
hadi, köşede buluşalım. öyle çok buluşalım ki köşeyi yumuşatalım. yuvarlatalım. yuvarlayalım. yarımı bütüne, senbeni bize falan filan işte.
falan filan. S. hepsi bundan ibaretse.
12 Kasım 2009 Perşembe
kamon F! tel det!
şimdi.. şöyle..
tam oldu diyorsun, işte budur diyorsun, belki coşup oley falan bile çekiyorsun yeri geliyor, ama en keko tanımıyla "hoooop" dedirtiyor akabinde kişi, bir "en başa dönme" yaşıyorsun (ha.. şansın varsa tabi).
bi kere, insan kendinden beklemediği atraksiyonlara girebiliyorsa bazı bazı, karşındakinin yaptıklarına şaşırmak da nesi? niye? nasıl? 3 iN FND.
bıraktım, sen de rüzgarın savurduğu yere, özcan deniz desin kaderin ellerine, ben diyeyim zamana-olacağına. uğraşmaya değmeyeceğinden değil, herşey birşeylere "değer" ve fakat boşuna tüketilen enerjiden daha can sıkıcı ne var arkadaşım?
taym vil tel, vi viıl siğ.
tam oldu diyorsun, işte budur diyorsun, belki coşup oley falan bile çekiyorsun yeri geliyor, ama en keko tanımıyla "hoooop" dedirtiyor akabinde kişi, bir "en başa dönme" yaşıyorsun (ha.. şansın varsa tabi).
bi kere, insan kendinden beklemediği atraksiyonlara girebiliyorsa bazı bazı, karşındakinin yaptıklarına şaşırmak da nesi? niye? nasıl? 3 iN FND.
bıraktım, sen de rüzgarın savurduğu yere, özcan deniz desin kaderin ellerine, ben diyeyim zamana-olacağına. uğraşmaya değmeyeceğinden değil, herşey birşeylere "değer" ve fakat boşuna tüketilen enerjiden daha can sıkıcı ne var arkadaşım?
taym vil tel, vi viıl siğ.
11 Kasım 2009 Çarşamba
bir iki üç deyince.
Fevri davranışların insanı daralan çemberde elinde mızrağı, mızrağın ucunda ip, ipin ucu çemberde.
Daraldıkça saldıran fevri insan, saldırdıkça daralttığın alandasın, farkında mısın? Oyunculuk yeteneğinle paralel olmaması gerekir istediklerini elde etme yüzdenin. Bu haksızlık değil, bu bildiğin çaresizlik. Acıttığı da yalan.
Yüzünü sıkı sıkı kapatman gerek arkamı dönüp gidebilmem için, yoksa ya "dayanamıyorum", ya da "katlanamıyorum". Üzerinden anlar saatler günler geçmiş şeyleri şimdiye çıkarmak bildiğin altüst etmek bünyeyi, midemin bulantısı da bundan belki.
Geçer geçer diyorlar ya, hani zaman herşeyin ilacı, bunu yedekte tutup da sağa sola bakmadan, biraz daha duyarlı olamadan "ilerlemek" yalnızca kağıt üstünde varolan birşey benim gözümde.
Elemental analiz cihazı değilim ki standartlarımı çıkarıp birkaç işlem akabinde normale döndürebilin beni. Hem.. normal ne ki?
Daraldıkça saldıran fevri insan, saldırdıkça daralttığın alandasın, farkında mısın? Oyunculuk yeteneğinle paralel olmaması gerekir istediklerini elde etme yüzdenin. Bu haksızlık değil, bu bildiğin çaresizlik. Acıttığı da yalan.
Yüzünü sıkı sıkı kapatman gerek arkamı dönüp gidebilmem için, yoksa ya "dayanamıyorum", ya da "katlanamıyorum". Üzerinden anlar saatler günler geçmiş şeyleri şimdiye çıkarmak bildiğin altüst etmek bünyeyi, midemin bulantısı da bundan belki.
Geçer geçer diyorlar ya, hani zaman herşeyin ilacı, bunu yedekte tutup da sağa sola bakmadan, biraz daha duyarlı olamadan "ilerlemek" yalnızca kağıt üstünde varolan birşey benim gözümde.
Elemental analiz cihazı değilim ki standartlarımı çıkarıp birkaç işlem akabinde normale döndürebilin beni. Hem.. normal ne ki?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


